SEÇBİR’İN ÖYKÜSÜ

Akademide ciddi anlamda bir bilgi birikimi var; okullarda ise kayda değer bir deneyim… Ancak bu iki alan birbiriyle yeterince konuşmuyor.

2010’da bu saptamayla başladı SEÇBİR’in yolculuğu… Bu saptamadan hareketle, okullar ve akademi arasında köprü kurmak üzere yola koyulduk. İstanbul Bilgi Üniversitesi Sosyoloji Bölümü’ne bağlı bir birim olarak çalışmaya başladık. 2013 yılında YÖK tarafından tanınan bir merkez olacağımızı öngörememiş olmalıyız ki Sosyoloji ve Eğitim Çalışmaları Birimi’ni ‘SEÇBİR’ diye kısaltmıştık. Hala da bu kısaltmayı kullanmaya devam ediyoruz; bize ilk kurulduğumuz dönemleri hatırlatmasını fırsat biliyoruz.

O güne kadar alanda yaptığımız çalışmalardan edindiğimiz öğrenimler bize şunları söylüyordu:

Donanımlı ve arkaplanı güçlü bir öğretmen etkisiz hatta sorunlu bir ders materyalini dahi etkili bir derse dönüştürebiliyordu.

Öğretmenin kolaylaştırıcılığı, farklı fikirlerin duyulmasına alan açıyorsa kapsayıcı bir sınıf atmosferi yaratılabiliyordu.

Bu öğrenimlerimiz bizi okulun/eğitimin kilit aktörleri olarak öğretmenlere odaklanmaya götürdü. İlk göz ağrımız olan Önyargılar, Kalıpyargılar ve Ayrımcılık: Sosyolojik ve Eğitimsel Perspektifler (ASEP) Projesi kapsamında 12 öğretmenle çıktığımız yolda bugün 4300 öğretmene dokunmuş olmak bizi mutlu ediyor. Süreç içerisinde dokunduğumuz öğretmen sayısını artırmayı hedeflediysek de temel derdimiz nicelikten çok nitelikle oldu. Öğretmenlerden ve farklı disiplinlerin uzmanlarından oluşan nitelikli bir öğrenme ortamı oluşturmanın önemine inandık. Bunu mümkün kılmanın yolunun derinleşmeye elverişli, uzun soluklu çalışmalardan geçtiğini gördük. Öğretmenlerle farklı projelerde tekrar tekrar bir araya gelerek bilgi dağarcığımızı genişlettik; arkaplanımızı güçlendirdik. Bu güçlenmeye katkıda bulunacak önemli bir bilgi birikimi de aktivistlerde vardı. Yola çıkarken öğretmenler ile akademi arasında köprü görevi görmeyi temel hedefimiz olarak belirlediysek de süreç içinde kendimize biçtiğimiz rolün kapsamını genişlettik. Biz uzmanlaştıkça uzman havuzumuz çeşitli STK’ları da içine alacak şekilde büyüdü.

Akademinin ve sivil toplumun ürettiği çalışmaların eğitimcilerle; eğitimcilerin ürettiği materyallerin akademiyle ve sivil toplumla paylaşılması için zemin hazırladık. Toplumsal cinsiyet, cinsel yönelim, cinsiyet kimliği, engellilik, etnisite, yoksulluk, göçmenlik, mültecilik ve yaş temelinde yapılan farklı ayrımcılık türleriyle mücadele etmeyi kendimize dert edindik; eğitim ortamlarında bu meselelerin nasıl ele alınabileceğine dair bilgi ürettik; materyal geliştirdik; bu konularda eğitim seminerleri düzenledik.

Ayrımcılığı dert edinerek çıktığımız yol bizi kapsayıcı eğitimin olanaklarını araştırmaya; ilkelerini öğrenmeye; stratejilerini geliştirmeye götürdü.

Sorunlara odaklanmanın ötesine geçerek gittikçe daha etkili çözüm stratejileri üzerine kafa yorabilir hale geldik. Bugün tüm öğrenenlerin kendini ifade edebildiği ve desteklendiği kapsayıcı bir eğitim ortamının yaratılmasına yönelik çalışıyoruz, çünkü toplumsal adaletin sağlanmasında ve kapsayıcı toplumun inşa edilmesinde eğitimin yadsınamayacak bir rol oynadığına inanıyoruz. Eğitim süreçlerinin kilit aktörü olan öğretmenlerle ortak bir dert etrafında buluşarak on yıldır sürdürdüğümüz yolculuğumuzda daha kapsayıcı ve daha adil bir toplumu hep birlikte tahayyül edebiliyor olmak hem çok heyecanlı hem de son derece umut verici!

LOGOMUZUN ÖYKÜSÜ



SEÇBİR henüz bir merkez olmamışken kullanmaya başladığımız logomuzun ilk versiyonunu, o dönem birimimizin asistanlığını yapan ve SEÇBİR’in kurulma sürecinde büyük emeği geçmiş olan Gülşah Görücü tasarlamıştı. Elle çizilmiş gibi görünmesinin amatör ruhumuzu yansıttığını düşünmüş ve çok sevmiştik bu logoyu.

Sonel Balkan tarafından tasarlanan yeni logomuzda da bu ilk versiyona bağlı kaldık. Farklı renklerdeki harfler farklı kimlikleri ve varoluş biçimlerini temsil ediyor. Harflerin yan yana dizilmek yerine altlı üstlü dizilmiş olmasının nedeni kırmak istediğimiz hiyerarşik algıya dikkatleri çekmek. Çünkü ayrımcılık farklılıklarımızdan değil, farklılıkların hiyerarşik olarak konumlandırılmasından kaynaklanıyor. Harflerin birbirinden net bir biçimde ayrılmamış; bunun yerine birbiriyle iç içe geçmiş olması ise kimlikler arasındaki geçirgenliğe ve kimliklerin muğlaklığına işaret ediyor.